Önce kendini tanı: Force Majeure

Yönetmenliğini Ruben Östlund‘un üstlendiği 2014 filmi olan Force Majeure‘u Başka Sinema‘nın ön gösterimi sayesinde izleyebildim. Filmin başlığı, hikayesini özetliyor. Alplere tatile giden bir aile’nin fotoğrafları çekilerek başlanıyor filme. Filmin ismi hikayenin bu kısmıyla bağlantılı olduğu kadar, aslında hikayesini dinleyeceğimiz babanın da hayatıyla bir o kadar bağlantılı. Kendisini tanıyamayan, kendisiyle hesaplaşamayan, sahip olmak istemediği duygularını yenemeyen, kısacası hayata karşı yabancı olan ve yavaş yavaş hayatı tanıyan, kendi bedeninde kendisini bir turist gibi hisseden bir babanın hikayesi.
Okumaya devam et “Önce kendini tanı: Force Majeure”

Ürünü değil, yapabildiklerini pazarlayın

Steve Jobs’un neden bu kadar başarılı olduğunu öğrenmek istiyorsak pazarlama dünyasının geleceğini belirleyecek küçük ama etkili tek bir örneğine bakmamız yeterli. MP3’lerin yaygın olarak kullanıldığı bir dönemde Apple, aslında piyasadaki bir çok MP3 ile aynı işleve sahip olan iPod ürünüyle pazara çok hızlı bir şekilde girmiş ve pazarı bir şekilde ele geçirmeyi başarmıştı. Bu başarıyı bu kadar hızlı şekilde elde edebilmesinin sebebi sadece ürünün iyi olması değil aynı zamanda pazarlamasının inanılmaz bir stratejiye sahip olmasıydı. Bu stratejiyi ben kaba tabiriyle markalarınız/ürünleriniz müşterilerinizle konuşsun olarak özetliyorum.
Okumaya devam et “Ürünü değil, yapabildiklerini pazarlayın”

Dijitalleşen spor ve inatlaşan biz

Son yıllarda gözümüzün önünde hızla yükselen e-spor adında bir sektörümüz oldu. Bu sektör böylesine aktif bir şekilde yükselirken biz yine ülke olarak bu gelişmelere gözümüzü kapatıyoruz ve uzaktan izlemeyi tercih ediyoruz. Aslında bunun Türkiye için sebepleri çok belirgin. Çünkü içerisinde oyun kelimesi geçen bir sektörün, Türkiye gibi geleneksel yöntemlere bağlı kalan ülkelerde gelişmesi çok ama çok zor. Çünkü pazar ne kadar büyük olursa olsun, yapılan işler ne kadar yenilikçi olursa olsun bizim mantığımız oyunlar çocuklar içindir cümlesinin dışına çıkamıyor.
Okumaya devam et “Dijitalleşen spor ve inatlaşan biz”

Ertelenmiş umutlar: Le Passe

Asgar Ferhadi‘nin yönettiği, bu film ile Cannes En İyi Kadın Oyuncu ödülü alan Berenice Bejo’nun Ali Mossafa ve Tahar Rahim ile başrolünü paylaştığı 2013 yapımı bir Fransız filmi Le Passe. Gerilimin hiç eksik olmadığı ve bazen konuşulan o kadar diyaloğa rağmen tek bir mimiğin yettiği bir film. Oyuncuların üstün yetenekleriyle ve senaryonun gerçekten iyi yazılmış olması bu filmi tepe noktalara çıkartmaya yetmiş gibi gözüküyor. Sürekli olarak filmi tahmin etmeye çalışmanız ve her tahmininizde biraz daha fazla yanıldığınızı anlamanız da filme ayrı bir tat katmış.
Okumaya devam et “Ertelenmiş umutlar: Le Passe”

Demokrasi ve Sandra: One Night Two Days

Dardenne Kardeşlerin 2014 filmi One Night Two Days‘i beyaz perde’de izlemeyi çok istiyordum fakat bazı aksiliklerden ötürü izleyememiştim. Geçtiğimiz hafta filmi izledim ve sinemada izlemediğime gerçekten pişman oldum diyebilirim. Bu kadar başarılı ve aslında altında çok farklı konular yatan bir filme destek olamamak ve sinema ortamında izleyememek pek hoş bir duygu olmadı benim için.
Okumaya devam et “Demokrasi ve Sandra: One Night Two Days”