Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, oyun sektörünün içinden bir proje yöneticisi


İş yapmayı bilmeyenlerin ülkesi

Ülke olarak nasıl bu hale geldik sorusunun cevapları çok basit aslında. Bu cevapları verirken dönüp bir aynaya bakmamız yeterli olur. Ekonomiyi, siyaseti geri kalan her şeyi geçtim, bizim bu hale gelmemizdeki en büyük sorun iş yapmayı bilmememiz, tembelliğimiz. Bir işin nasıl yönetilmesi gerektiğini, nasıl bir operasyon yapılması gerektiğini her şeyden öte dürüstlüğümüzü unutmuş bir şekilde iş yapıyoruz. Gözümüz paradan başka hiç bir şeyi görmüyor, durum böyleyken bir de üzerine beceriksizliğimiz eklenince ortaya kötü bir ekonomi, birbirine hiç kimsenin güvenmediği bir iş ortamı inşa etmiş oluyoruz.

En basitinden e-ticaret sitelerini örnek alalım. Bana Türkiye üzerinde şikayetçi olmadan alışveriş yaptığınız tek bir e-ticaret sitesi söyleyebilir misiniz? Sanıyorum 100 kişiden yalnızca 2-3 taneniz söyleyebilir. Kiminle konuşsak şikayetçi olacağı yüzlerce farklı konu bulabiliriz. Bunun sebebi de çok basit. Sadece finansal tablo ile e-ticaret sitesi yönetilmez. İçinde ticaret geçen, daha da önemlisi internet kelimesi geçen bir sektörde -Türk halkı hala internete güvenmiyor- müşterinizi mutlu edemiyorsanız yok olmaya mahkumsunuz.

Devamını oku

Tasarımcılar için podcast: TalkCast Design

Yaklaşık 1 senedir birlikte çalıştığım, alanındaki uzmanlığı ile her geçen gün kendisini geliştiren Atölye15’in tasarımcısı, yakın arkadaşım Batuhan Karasakal bu aralar çok güzel bir proje ile karşımızda. İlk çıktığı zamanlardan beri belli başlı podcastleri dinlemeyi seviyorum, yorgun olduğunuz zamanlarda ya da bir şeyler okuyup yazmaya vaktiniz olmadığı zamanlarda hayat kurtaran bir yayın aracı podcast bana göre.

Tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye’de de kaliteli podcast bulmak oldukça zor. Çünkü bu alanda biz pek fazla aktiflik göstermiyoruz, bu kültüre alışık değiliz. Durum böyle olunca da bizler podcast yerine daha çok blog yazılarına ya da sosyal medya paylaşımlarına yöneliyoruz. Ancak az sayıda da olsa gerçekten size çok şey katabilecek podcastler mevcut. Bana kalırsa artık bunların başında da Batuhan’ın TalkCast Design‘ı geliyor.

Devamını oku

Ne olursa olsun üretelim

Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi üretim. Bu sorunun birden fazla sebebi var. Benim en başlıca gördüğüm sorun ise maalesef insan faktörü. Aslında geçmişimize baktığımız zaman her zaman üreten ve üretimi destekleyen bir toplum olmuşuz fakat nedense son 10-20 senedir bu üretkenliğimizden eser yok.

Bu üretkenlik sorununun en başına insanı koyma sebebim hem çevremde hem de genel olarak her yerde görmüş olduğum eleştiri şeklimizden kaynaklanıyor. Gerçi çok öncelerden söylenmiş bununla ilgili bir atasözümüz var. Meyve veren ağaç taşlanır. Her ne kadar geçmişte üretken bir toplumuz desem de bu sözün söylenmesi de geçmişte üretkenlik ile ilgili sorunumuz olduğu gerçeğini gözler önüne getiriyor.

Devamını oku

2018’in ortasında rakamlarla Dota 2

Yıllardır takip ettiğim Dota 2 için bu aralar üzerinde çalıştığım bir projem var. Bu yüzden uzun zamandır içerisinde olduğum ve gelişmelerini takip ettiğim e-spor’un daha derin analizlerini yapmaya çalışıyorum. Ortaya çıkan tablo her ne kadar tahmin ettiğim gibi olsa da, bu dataları sizinle de paylaşmak istedim. E-spor doğduğu ve olduğu ortam bakımından data analizi açısından oldukça şanslı. Çünkü tamamiyle internet ve bilgisayar tabanlı bir sisteme sahip olduğu için tüm dataları en doğru şekilde bulabiliyor, analiz edebiliyorsunuz.

Türkiye’de Dota yaygın bir e-spor dalı değil. Biz daha çok League of Legends ve Counter Strike üzerine odaklanan bir ülkeyiz. Bu iki oyunda da ülke olarak oldukça güzel başarılarımız var. Fakat gözümüzü Dünya’ya çevirdiğimiz zaman, Dota’nın aslında bu iki oyunun çok üzerinde olduğunu anlayabiliriz. İzleyici sayılarıyla, e-spor sektörüne önderlik etmesiyle ve kendine en yakın oyundan bile en az 10-15 kat fazla ödül havuzuna sahip olmasıyla çok büyük bir oyun.

Devamını oku

Bir mazi oyunu: Pokemon Quest

90 neslinin küçüklüğü Pokemon ile geçti. Klişe olsa da, balkondan atlayan bir çocuk yüzünden tüm bu neslin Pokemon sevdası da sonsuza kadar yasaklanmıştı. Hiçbirimiz o hevesle takip ettiğimiz Pokemon’un sonunu izleyemeden bitirdik bu sevdayı. Tabii büyüyünce zamanında izlemediğimiz o sezonları koca koca adamlar olarak bitirdik, o içimizde kalan finali biraz geç de olsa izledik.

Bu gençliğin içinde ne kadar ukte kaldığını, Pokemon’a ne kadar bağlı olduğunu geçtiğimiz dönemlerde çıkan Pokemon Go oyunu ile gördük aslında. Oyun sadece ilk ayında 206 milyon dolarlık bir gelir elde etti. Oynayan kitle ise şu anın küçük çocukları değil, zamanın küçük şimdinin koca koca adamlarıydı. Hepimiz ellerimizde telefon sokak sokak gezerek küçüklüğümüzdeki hevesimizin tadını çıkartmıştık.

Devamını oku

E3’ün en güzeli: Last of Us Part II

Ben oyun dünyasını, özellikle tek kişilik hikaye oyunu oynayanları ikiye ayırıyorum. Last of Us oynamışlar ve oynamamışlar. Çünkü Last of Us gerçekten de oynamadığınız zaman çok şey kaybedeceğiniz oyunlardan birisi. Hikayesiyle, grafikleriyle, oyun motoruyla uzun süredir karşılaşmadığımız (God of War’ı tenzih ederim) oyunlardan birisiydi. Oyunu gerçekten oynayıp da, kendini kaptırmayan ya da oyuna kötü diyebilen bir kişiyi göremedim daha.

Çok kısa bir şekilde Last of Us’dan bahsetmem gerekirse; oyun belirli bir virüs yüzünden insanların zombimsi şekilde bir yaşam formuna geçmesini anlatıyor. Bu sırada ana karakterimiz Joel, kızını kaybediyor. Daha sonra hayat bir şekilde yollarını Ellie ile kesiştiriyor ve ikisinin aralarındaki ilişkiyi ve macerayı oynuyoruz. Oyunu anlatış tarzımın bu kadar baştan savma olmasının tek sebebi tek bir spoiler bile vermek istememem. Hatta oyunun gerçek hikayesini bile sizin keşfetmeniz gerekiyor. Çünkü bir aksiyon oyunu olarak satın aldığınız bu oyunun sonunda, Joel ve Ellie’nin ormanda yürürken aralarındaki konuşmalarını bile saatlerce izleyecek kadar romantikleşiyorsunuz.

Devamını oku

Siz sadece spin-off yapın

Han Solo’nun hikayesini izleyeceğimiz geçen sene resmi olarak duyurulmuştu. Bu haber bir çok Star Wars hayranını heyecanlandırırken, bir kısmını da oldukça korkuttu aslında. Çünkü Han Solo, Star Wars gezeginindeki en renkli, en güzel yazılmış karakterlerden birisi. Hatta hikayedeki ağırlığını bir tarafa bırakırsak –ki aslında oldukça önemli bir yere sahip– Darth Vader kadar isimleşmiş bir kahraman diyebiliriz. Bu yüzden de Han Solo gibi bir isime spin-off filmi çekmek bana kalırsa oldukça büyük bir kumar.

En son 7. ile 8. bölüm arasında gelen Rogue One spin-off’unu izlemiştik. Rogue One duyurulduğunda ya da sinema biletini aldığımda beklentim oldukça düşüktü. Fakat film sonunda Star Wars tarihinin bana göre en iyi filmi olan The Empire Strikes Back ile aynı kefede tutulabilecek kadar kaliteli bir film olduğunu gördüm. Bu ters köşeye rağmen Han Solo duyurulduğundan beri yine Rogue One’da düşündüğüm şeyleri düşünüyordum ki Han Solo konusunda o kadar da ters köşe olmadım diyebilirim. Ortalamanın oldukça üstünde bir filmdi fakat bir Rogue One etkisi yaratmadı bende.

Devamını oku

1 2 3 4 5