Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, yazılım sektörünün içinden bir proje yöneticisi


Bir mazi oyunu: Pokemon Quest

90 neslinin küçüklüğü Pokemon ile geçti. Klişe olsa da, balkondan atlayan bir çocuk yüzünden tüm bu neslin Pokemon sevdası da sonsuza kadar yasaklanmıştı. Hiçbirimiz o hevesle takip ettiğimiz Pokemon’un sonunu izleyemeden bitirdik bu sevdayı. Tabii büyüyünce zamanında izlemediğimiz o sezonları koca koca adamlar olarak bitirdik, o içimizde kalan finali biraz geç de olsa izledik.

Bu gençliğin içinde ne kadar ukte kaldığını, Pokemon’a ne kadar bağlı olduğunu geçtiğimiz dönemlerde çıkan Pokemon Go oyunu ile gördük aslında. Oyun sadece ilk ayında 206 milyon dolarlık bir gelir elde etti. Oynayan kitle ise şu anın küçük çocukları değil, zamanın küçük şimdinin koca koca adamlarıydı. Hepimiz ellerimizde telefon sokak sokak gezerek küçüklüğümüzdeki hevesimizin tadını çıkartmıştık.

Fakat bir süre sonra oyunda ortaya çıkan hilelerin önüne geçilememesiyle popülerliğini hızlı bir şekilde kaybetti ve hepimiz telefonlarımızdan kaldırdık bu oyunu. Tabi Go öncesinde Pokemon’un efsane sayılabilecek Nintendo oyunlarını oynamıştık her zaman. Hatta şu tarihte bile o en eski Nintendolarda Pokemon’un keyfini süren bir kitle hala var. Bu yüzden Pokemon serisi sadece çizgi filmleriyle değil, aynı zamanda oyunlarıyla da efsane olan bir dünya olmuştur her zaman.

Yaklaşık 4-5 gün önce yeni bir oyun ile geldi Pokemon. Bu oyun Android ve iOS cihazlara Pokemon Quest adıyla çıktı. Ne olursa olsun indirip oynayacağımızı biliyorduk fakat bu kadar güzel bir oyun ile karşılaşacağımı açıkçası tahmin etmemiştim. Oyundan kısa bir şekilde bahsetmem gerekirse, belirli tarifler ile kendi alanınızda yemekler yapıp Pokemonları çekebiliyorsunuz. Bu çektiğiniz Pokemonları takımınıza katıp daha sonra belirli seviyelerde, belirli pokemonlar ile karşılaşıyorsunuz. Seviyeleri geçtikçe Pokemonunuzu güçlendirebileceğiniz belli taşları açıyor ve takımınızı daha güçlü hale getirebiliyorsunuz.

Her seviyede farklı bir tip Pokemon kullanmanız gerekiyor. Örneğin, taş türüne karşı su türü gibi. Burada da recipe’leriniz devreye giriyor. Belirli Pokemon türlerini çekebilmek için belirli taşları pişirerek yanınıza çekiyorsunuz. O yüzden oyunda sürekli yeni bir şeyler deneyimliyorsunuz ve her tarifin sonunda hangi Pokemonun geleceğini de biraz şansınız bir süre sonra da oyun bilginiz belirliyor.

Benim oyunda en şaşırdığım noktalardan birisi Pay to Win’in neredeyse hiç olmaması. Günümüzde neredeyse her oyunda yaklaşık 2-3 gün oynadıktan sonra belli bir para vermeden devam edemiyorsunuz, bekleyerek oynamanız gerekiyor. Aslında model olarak Pokemon Quest’de bu model ile çalışıyor fakat ne bekleme süreleriniz öyle oldukça fazla ne de beklemeden oynamak istediğinizde kullanabileceğiniz PM ticket’ları elde etmeniz zor değil. Oyun içerisinde para harcamadan da bir çok görevi yerine getirerek bu eşyayı kolayca elde edip, herhangi bir ödeme yapmadan oyuna devam edebiliyorsunuz.

Ne olursa olsun, Nintendo’nun Pokemon oyunları kadar uzun soluklu olabileceğini düşünmüyorum fakat bu haliyle yine de uzun bir süre boyunca bize kendini oynatacak, kendinden bahsettirecek ve boş zamanlarımızda bizi eğlendirecek oyunlardan birisi olacaktır.