Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, yazılım sektörünün içinden bir proje yöneticisi


Oscar’a uzanan film: The Grand Budapest Hotel

The Grand Budapest Hotel, Wes Anderson‘un çektiği yeni uzun metrajlı filmi. Film bu sene bir çok dalda oscar ödüllerine aday gösterildi ve filmi izlediğinizde aldığı hiç bir adaylığın şans eseri gelmediğini anlıyorsunuz. Farklı ve orjinal bir senaryosu ile, muhteşem görüntüler ile güzel zaman geçirebileceğiniz bir film. Bu yazıyı film hakkında fazla uzatmayıp, filmin Oscar yönünü yazmak istiyorum.

Film’de Gustave H. isimli inanılmaz maceralar ile dolu hayatını izliyoruz. Zaaflarından asla vazgeçmeyen, hırsı ve azmini hiç bir zaman kaybetmeyen ve aynı zamanda çok zeki bir karakteri canlandırıyor Ralph Fiennes. Kendisinin sıfırdan yakaladığı bir başarı, ve bu sıfır noktasında devraldığı, bildiği her şeyi öğreteceği öğrencisi sıfır mustafa ile girdikleri maceralar çok sürükleyici. Film ortalamadan uzun bir süreye sahip olmasına rağmen, asla sıkılmıyorsunuz. Tabi bu sıkılmamanın temel sebeplerinden birisi de inanılmaz bir görüntü yönetmeni olan Yeoman diyebiliriz. Filmi başlattığınız andan ilk yirmi dakika boyunca ekranda gördüğünüz görüntülere inanamayacaksınız. Güzel bir sanat ekibinin, bir filme nasıl bir kalite ekleyebileceğini bu giriş ile anlayabiliriz.

Film ne kadar orjinal bir hikayeye sahip olsa da, fazla derinlere inebileceğiniz bir hikaye değil. Üzerinde uzun uzadıya düşünmemiz gereken metaforları ya da çıkmazları barındırmıyor içerisinde. Her şeyin gayet anlaşılır düzeyde geçtiği, sadece bazı kısımlarda polisiye’ye bağlayıp, kimin ne olduğunu çözmek için uğraşıyoruz o kadar. Bazı sahneler çok fazla duygusallık içerirken, bazı sahnelerde ise hiç beklemediğiniz, gerildiğiniz anlarda kahkahayı patlatabiliyorsunuz. Bu yönleriyle filmin size sürekli sürpriz yapması sizi daha çok filme bağlıyor.

Kendisi en iyi film dalında BirdmanBoyhood, The Imitation Game ve Whiplash gibi filmler ile yarışıyor. Eğer ben bu sene bu ödülü verebilecek tek yetkili isim olsaydım, bu ödül tartışmasız olarak gözümde Whiplash’e giderdi. Farklı çizgisiyle, farklı senaryosu ve muhteşem oyunculuklarıyla Whiplash gibi bir filmi geçebilecek bir başka film olarak ise – birdman’i izleme fırsatı bulmadığım için ayrı tutuyorum – kesinlikle bu filmi söyleyebilirim. Kısacası gönüllerde Whiplash yatıyor fakat en iyi film ödülünde birinciliği Boyhood ya da bu filmin alacağını düşünüyorum ve tekrarlıyorum: Henüz Birdman’i izleme şansım olmadı. The Imitation Game’i yazmak bile istemiyorum, gerçekten artık matematikçileri konu alan her filmin Akıl Oyunları’na benzediğini düşünüyorum. Bari problemi çözdükleri sahne aynı olmasaydı diyerek bu filmi direk eliyorum.

En iyi yönetmen ödülüne şu an girmeyeceğim çünkü dediğim gibi Birdman’i izleyemedim. Zaten Grand Budapest Hotel filminin bu oscarlarda sürekli olarak Birdman ile çekişeceğini düşündüğümden, Birdman’i izlememişken ikisinin aynı adaylığı olan ödüllere yorum yapmak çok zor benim için. Aynı yorumu senaryo ödülü için de yapacağım, çünkü daha izlememe rağmen Birdman’in bu ödülü alacağını fakat bir terslik olursa da ödülün Grand Budapest Hotel’de kalacağını düşünüyorum.

Eğer şu ödülü almazsa sayın Amerikan Akademisine kırılırım dediğim iki ödül var. Birincisi kesinlikle en iyi görüntü yönetmeni ödülü, ikincisi ise en iyi prodüksiyon tasarımı. Tabi bu iki ödülün yanına gönlüm nedense en iyi kostüm ödülünü de eklemek istiyor ama daha izlemediğim bir çok aday film varken bu kadar da atıp tutmayı doğru bulmuyorum. Fakat yukarıdaki iki ödülü alamazlarsa çok fazla hayal kırıklığına uğrayacağım ve gerçekten Amerikan Akademisine yok artık diyeceğim – ki ödülü alacağından emin olduğum bir kaç filmi adaylıkta göremeyince zaten şaşkın durumdayım -. Bu iki ödülü sonuna kadar hak eden ve artı olarak en iyi kostüm ve en iyi film film ödülünü almasını az da olsa düşündüğüm The Grand Budapest Hotel’in oscar töreninden en az üç, en fazla dört ödül ile ayrılacağını düşünüyorum.