06 Ağustos 2019/Kültür

Bir çocukluk aşkı: Hakuna Matata

Bir neslin sinemada ilk izlediği film The Lion King. Disney bu filmden sonra ne filmler çekti, ne organizasyonlara girdi fakat hala buradaki başarısını aşabildiklerini düşünmüyorum. Disney’in kendisini en üst seviyeye çıkardığı bu çizgi film, bugünlerde yeni haliyle tekrar vizyona girdi ve yine küçükten büyüğe binlerce kişiyi sinema salonlarına doldurabilmeyi başardı.

Öncelikle bu film için tam anlamıyla yetişkin filmi demeyi doğru bulmuyorum. Günümüzde bir çok animasyon filmi çocuk filmi gibi gözüküyor fakat yetişkinlere hitap ediyor, ancak The Lion King gerçek anlamda hem çocuklara hem de yetişkinlere aynı anda hitap eden muhteşem bir başyapıt. Hikayesiyle, verdiği öğütler ile her yaştan insanı düşünmeye ve farklı dersler çıkarmasına yardımcı oluyor. Bunu yeni halini vizyonda izlerken çok net bir şekilde anladım. Küçüklüğümde izleyip aklımda bambaşka izler bırakan bu film, bu sefer izlediğimde çok daha farklı dersler ve alt metinlerinin olduğunu öğretti bana.

Çocukken izlediğimde sadece Scar’dan nefret edip, Simba ile mutlu olmuş bir şekilde filmi tamamlamıştım. Fakat şu an izlediğimde sanki Disney’in propogandalarını biraz daha fazla yakalayabildim. Öncelikle Disney bu film ile yabancı düşmanlığını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Krallığın dışında sadece kötüler yaşar mesajını filmin her saniyesinde hissettiriyor. Bunun yanında tüm iyi aslanların beyaz olması ve sadece kötü karakterimiz olan Scar’ın esmer olması da bana az da olsa ırkçılığı çağrıştırdı. Aynı zamanda en çok üzüldüğüm konulardan birisi de, bu tarz bir çizgi filmde çocuklara doğuştan bazılarımızın şanslı bazılarımızın şanssız olduğunun hissettirilmesi oldu. Örneğin Simba doğduğu anda geleceğin kralı iken, bir fil yavrusu ne yaparsa yapsın Simba kadar yükselemeyeceğini biliyor. Bunlar her ne kadar zorlama alt metinler gibi gözükse de filmin tamamını dikkate aldığınızda, diyaloglar ile birlikte bu tarz alt metinlerinin olduğunu düşünüyorum. Film tamamen bunlar üzerine kurulu değil tabii ki fakat bu tarz kötü düşüncelere bilerek yer verilebileceğini de unutmamak lazım. Hatta sinema çıkışında bu filmin, Disney’in Amerika yerlilerinden bir özür filmi olarak çektiğini bile düşündüm.

The Lion King eleştirilerini okursanız, en dikkat çekici konulardan birisi bu filmin bir Hamlet esintisi uyandırması. Hamlet’in ağır ve ağdalı dilinin görüldüğü, bir çok cümlenin Shakespeare’in yazabileceği tarzda cümleler olduğu söyleniyor. Bir kaç sahnede bu doğru olsa da film genelinde Shakespeare ağırlığında bir eser olduğunu düşünmüyorum. Kraliyet tarafında konuşulan dilin kraliyet dili olması gayet mantıklı, bunun tamamen Shakespeare özentisi olduğunu söylemek oldukça yanlış ve tembelce geliyor bana.

Sürekli kötü yanlarından bahsetmiş gibi olsam da çocuğuma izleteceğim ilk filmlerden birisi diyebilirim The Lion King için. Çünkü bu alt metinler gerçekten sadece yetişkinlerin anlayıp düşünebileceği tarzda ve ne kadar kesin konuşursak konuşalım bunların hepsi teori de olabilir. Doğal olarak hayvanlar alemini anlatan bir filmde ortaya konan bu tarz düşünceleri, insanların yaşadığı düzen ile tam olarak karşılaştırmamak gerekiyor. Hatta yukarıdaki kötü teorileri kırabilecek Mufasa’nın Circle of Life konuşması da var. Bu yüzden ne kadar Disney’in alttan bazı şeyleri aklımıza sokmaya çalıştığını düşünürsek düşünelim, özellikle çocuklarımıza izletebileceğimiz ve o yaşta güzel derslerin çıkarılabileceği bir film olarak görüyorum.