Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, yazılım sektörünün içinden bir proje yöneticisi


Kültür

There are no two words more harmful than good job.

Mercury’nin Bohemian Rhapsody’si

Dünya tarihinin belirli kırılma noktaları vardır. Muhammed Ali’nin Joe Frazier’e karşı olan maçı, Ayrton Senna’nın San Marino Grand Prix’sinde hayatını kaybetmesi, Kasparov’un Karpov ile oynadığı satranç maçı ve hatta Steve Jobs’un iPod’u açıkladığı o efsanevi an. Müzik konusunda da bu anlar ile kıyaslayabileceğimiz bir kaç tarihten birisi var ki Queen‘in 1985 senesindeki yaklaşık 25 dakikalık Live Aid konseri.

İlk Queen’i dinlediğim zaman duyduğum en güzel yorumlardan birisiydi; eğer Freddie Mercury Yunan mitolojisinde yaşasaydı ses tanrısı olurdu. Ben çok büyük bir şans ile 90’larda Pink Floyd, Led Zeppelin, Elvis Presley, The Doors ve Jethro Tull ile büyüyebilmiş birisiyim. Hatta bir çok kişi için hayal olabilecek Ian Anderson’ın flüt performansını canlı gözlerle izleyebilmiş birisiyim.

Okumaya devam et

Süper insanları şimdi kim keşfedecek?

Stanley Martin Lieber, cameoların adamı ya da en bilindik ismiyle Stan Lee. Belki hepimizin çocukluğuna dokunan, koca koca adamları sinema salonunda çocuk yapan insan. Spiderman ile, Ironman ile, Hulk, Antman, Daredevil ile hepimizin hayatına ufak da dokunuş yapmış 1922 doğumlu Stan Lee 12 Kasım itibariyle hayatını kaybetti.

Benim için anlamı oldukça büyük aslında çünkü bir arkadaş ortamında oturup saatlerce çizgiroman dünyasından konuşabiliyorsak, bilim kurgudan konuşabiliyorsak sanırım bunun olmasındaki en büyük pay bu insandadır. En azından çocukluğumuzdaki Fox Kids‘de oynayan efsanevi Spiderman’i hayatımıza kazandırmıştır bir kere. Bu yüzden de aslında bir çok kişinin dediği gibi, geek dünyasını öksüz bırakıp giden adam olarak hatırlayacağım her zaman.

Okumaya devam et

Siz sadece spin-off yapın

Han Solo’nun hikayesini izleyeceğimiz geçen sene resmi olarak duyurulmuştu. Bu haber bir çok Star Wars hayranını heyecanlandırırken, bir kısmını da oldukça korkuttu aslında. Çünkü Han Solo, Star Wars gezeginindeki en renkli, en güzel yazılmış karakterlerden birisi. Hatta hikayedeki ağırlığını bir tarafa bırakırsak –ki aslında oldukça önemli bir yere sahip– Darth Vader kadar isimleşmiş bir kahraman diyebiliriz. Bu yüzden de Han Solo gibi bir isime spin-off filmi çekmek bana kalırsa oldukça büyük bir kumar.

En son 7. ile 8. bölüm arasında gelen Rogue One spin-off’unu izlemiştik. Rogue One duyurulduğunda ya da sinema biletini aldığımda beklentim oldukça düşüktü. Fakat film sonunda Star Wars tarihinin bana göre en iyi filmi olan The Empire Strikes Back ile aynı kefede tutulabilecek kadar kaliteli bir film olduğunu gördüm. Bu ters köşeye rağmen Han Solo duyurulduğundan beri yine Rogue One’da düşündüğüm şeyleri düşünüyordum ki Han Solo konusunda o kadar da ters köşe olmadım diyebilirim. Ortalamanın oldukça üstünde bir filmdi fakat bir Rogue One etkisi yaratmadı bende.

Okumaya devam et

Hey! Douglas – %100 Anadolu

Zamanın güzel hip hop sanatçısı, şimdilerin sağlam DJ’lerinden biri olma yolunda ilerliyor. Sanıyorum dinleyip de beğenmeyen bir kişi bile yoktur. Mode XL grubundan tanıdığımız, son senelerde Hey! Douglas, Bodozlama gibi projelere imza atmış, Türkiye’nin belki de kendi alanında en başarılı isimlerinden birisi. Bu sefer de karşımıza %100 Anadolu setiyle çıkıyor. Tüm setlerinde olduğu gibi bu sette loop’a alınıp arkada saatlerce çalsa sıkılmayacağınız türden olmuş.

Gezi direnişi zamanında yaptığı çok güzel bir hareket vardı kendisinin. Sırf ismi duyulmasın, Gezi’nin önüne geçmesin, bunun kişisel değil grupsal bir hareket olduğu anlatılsın diye emek verip yaptığı o güzel remix’i Veyasin adı ile değil, çapulcu adı ile çıkarmıştı. Küçük gibi gözükse de çok büyük bir hareket bence bu bir sanatçı için. Bunun yanında e madem ismi bilinmiyor, bu kişinin Veyasin olduğunu nereden biliyorsun diye soracak olursanız da o da aslında Veyasin’in başarısının bir sırrı. O kadar tarzını ve müziğini oturttu ki, bir yerde bu adamın müziğini dinlediğiniz zaman kolay bir şekilde bu müziği yapsa yapsa Veyasin yapar diyebiliyorsunuz.

Okumaya devam et

Base 42: Türkiye’nin geek imtihanı

Kısa süre önce Youtube üzerinde Base 42 adında çok güzel bir kanal keşfettim. Kanal yeni olsa da, Türkiye’deki geek kültürüyle -az çok da olsa böyle bir kültür var, evet- biraz olsun ilginiz varsa kanaldaki yüzler ve isimler size hiç yabancı gelmeyecektir. Uzun süredir takip ettiğim Boğaç Soydemir ve Berk Sevgi de bu kanalın içerisinde yer alıyor.

Türkiye’de geek kültürünü paylaşan çok az sayıda kişi ve platform var. Bunların başını bana göre GeekYapar çekiyor tabii ki. Gerek senelerdir yazdıkları yazılar ile gerek YouTube kanalları ile bu kültürü yaşatmaya çalışan yegane içerik üreticilerden birisiydi. Eğlenceli ortamı ve az kişi olmasından mütevellit herkesin birbirini tanımasıyla yıllardır paylaşımlı bir ortam içerisinde içerik üretmeye devam ediyorlar.

Okumaya devam et

Şeytan tasviri: Frank Underwood

Uzun zaman önce House of Cards dizisini keşfettim. Diziyi bir çok kişi önermesine rağmen başlarda izlememe taraftarıydım. Fakat baskılara dayanamayıp izlemeye başladım. Peki beğendin mi diye soracak olursanız şöyle söyleyeyim, şu anda diziyi 3. kez bitiriyorum ve hala ilk günkü zevki alarak izleyebiliyorum. Benim için dizilerde, filmlere nazaran oyunculuklardan ziyade senaryo çok daha önemli. Bu yönüyle de House of Cards bir çok diziye fark atmış durumda.

Sadece senaryo olarak da değil, oyuncu kadrosu ve yönetmenleriyle de bir çok diziden çok daha kaliteli. Bu oyuncuların başında tabiki Kevin Spacey ve Robin Wright geliyor. Kevin Spacey’nin ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu anlamak için YouTube üzerinden belli başlı sahnelerini izlemeniz bile yeterli olacaktır. Belirli zamanlarda kameraya dönerek seyirciyle konuşması gerçekten dizinin izlenebilirliğini oldukça arttırıyor. Bu sahneler bana kalırsa tehlikeli sahneler çünkü sizi dizinin kurgusundan uzaklaştırabilecek sahneler fakat Kevin Spacey ve senaryo bunu öyle bir şekilde kurguluyor ki dizinin kurgu değil de gerçeklikten ibaret olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.

Okumaya devam et

Bir Ukrayna gezisi

Bir farklılık olması için ve uzun zamandır böyle bir gezi istediğim için, 2017 senesinden 2018 senesine gireceğim Yılbaşı gecesini Ukrayna’da geçirmek istedim. 1 hafta boyunca yaşadığım bu güzel tatilin bazı tavsiyelerini ve ipuçlarını da paylaşmak istiyorum. Böylelikle kısıtlı bütçeniz olsa bile farklı ve güzel bir şehri görmek isteyenler belki bu yazımdan faydalanabilirler.

Öncelikle ben şehir olarak Lviv’i tercih edenlerdenim. Bu şehri tercih etmemin sebebi hem tarihi olarak merak ettiğim bir şehir olması hem de diğer şehirlere göre biraz daha az popüler olmasından kaynaklı. Uçak biletimi yaklaşık 2 ay kadar önceden aldım ve toplamda 400 TL tuttu. Yılbaşı olmasına rağmen böyle ucuz bir fiyat ile uçabileceğimi düşünmemiştim. Fakat biraz araştırdıktan sonra Lviv’in her zaman diğer şehirlere göre çok daha ekonomik bilet fiyatlarına sahip olduğunu gördüm. Uçak biletlerinden sonra ilk iş Booking’den güzel bir ev bulmaktı ki şehir merkezinin ortasında çok güzel bir daireyi 6 gece için 1.800 TL’ye kiralayabildim. Bu fiyat sizi korkutmasın, tamamen yılbaşı olduğu için bu kadar yüksek fiyatlar. Normal bir zaman diliminde gidecek olursanız bu fiyatının çeyreğine aynı daireyi kiralayabilirsiniz.

Okumaya devam et

1 2 3