16 Haziran 2020
Karalamalar

Sosyal medya değil, sosyal hayat bozuk

Son senelerin en büyük tartışma konusu sosyal medya ve internetin bizim üzerimizde bıraktığı etkiler. Tartışılması, konuşulması gereken onlarca etken, birbirini tetikleyen binlerce farklı konu varken bizler bu tartışmanın içerisinden “Sosyal medya ve internet bizi kötü etkiliyor, gençlerimiz zehirleniyor” cümlesi ile sıyrılıyoruz. Peki gerçekten işin doğrusu bu mu? Yoksa internet bizleri kötü etkilemiyor da, zaten normalde de kötü olan bizi gün yüzüne mi çıkarıyor?

Küçük yaşta çocukları, gelişmiş teknolojik aletlere tam adapte olabilmiş şekilde görüyoruz. Tüm Dünya’ya çok erken yaşta ulaşabiliyorlar. Doğrusuyla yanlışıyla, zararıyla yararıyla her şey tek bir tık uzaklarında. Peki neden genelde bu küçük çocuklar internetin kötü tarafıyla gündeme geliyor? Sadece çocuklar da değil, yetişkin bireyler de artık kötü bir eylem gerçekleştirdiğinde suçu hemen internette buluyoruz. Bu sosyal medya insanları manyak etti diyoruz, gün geçtikçe kötüye gidiyoruz diyoruz. Ama nedense bu sözleri söylerken internetin bir amaç değil, araç olduğunu unutuyoruz. Bir araca, yapabileceğinden çok daha fazla anlam yüklüyoruz. Sonuç ne olursa olsun internetin bir araç, eylemi gerçekleştiren insanın ise amaç olduğunu hatırlamak istemiyoruz.

Bu yazıdaki asıl hedef noktam ilgi çekmek için sosyal medyada her yediğini içtiğini paylaşan, hayatını storylerde yaşayan insanlar değil. Bu insanlar kendi seçimleri sonucu böyle bir hayat yaşamak istiyorlar. Bu kişileri ne yargılayabiliriz ne de bir şey söyleyebiliriz. Etraflarına zarar vermeden yaşayan bu insanlardan rahatsız oluyorsanız yapabileceğiniz en büyük eylem onları takip etmemek, engellemek olabilir. Bu eylemin dışında söylediğiniz her söz, yaptığınız her hareketi kişinin insan haklarına saygısızlık olarak tanımlıyorum. Bir insan nasıl kendini mutlu hisssediyorsa öyle yaşamalı, bu yaşam tarzını kendisine bir gelir haline dönüştürebiliyorsa da kendisine en fazla tebrikler demek gerekir.

Benim konuşmak istediğim asıl konu, sosyal medya ve internet yüzünden yozlaşıldığı söylenen kitle. Küçücük çocukların çektiği korkunç Tiktok videoları, yaşını başını almış yetişkinlerin tehditkar biçimde sürekli agresif olarak paylaşımlar yapması gibi konular. Bu konular da ne zaman gündeme gelse Tiktok yasaklanmalı, çok fazla vakit geçiriyorlar kötü etkileniyorlar ya da Youtube’da kaliteli tek bir içerik yok, çocuklar saatlerce başında zaman geçirip kötü etkileniyor laflarını duyuyoruz. Peki size soruyorum, asıl soru gerçekten bu kötü içeriklerde mi yoksa sistemin kendisi mi?

Sorun sosyal medya ya da internet değil. Sorun çocuklarını sosyal medya’ya terk eden aileler de değil. Sorun, yetişkinleri hayat savaşı vermekten çocuklarıyla ilgilenemeyecek konuma getiren sistem. Bu sistemde çocukların böyle yetişmesindeki en büyük sorun, çocuklarıyla ilgilenmeye bile vakit bıraktırmayan sistem. Ya da bu sistemde bu kadar tehditkar ve tehlikeli paylaşımları görmemizin sebebi sosyal medya değil, insanların zaten kötü oluşu. Sosyal medya’da günde belki en az 10 adet tecavüz haberi okuyoruz. Ve bunları sosyal medya’da gördüğümüz için insanlar artık delirdi, iğrenç bir devirde yaşıyoruz diyoruz. Aslında sosyal medya’nın buradaki tek etkisi, geçmişte de aynı şekilde yaşanan tüm çirkin olayları bize daha kolay ulaştırması. Yani bu olaylar sosyal medya ve internet var diye olmuyor, eskiden de oluyordu ama sosyal medya ve internet sayesinde sadece daha çok önümüze geliyor.

Aynı şekilde aileler çocuklarından kurtulmak için onları eğitmeden internet ortamına bırakmıyor. Geçmişte internet yokken nasıl çocuklar yalnız başlarına, bilinçsiz şekilde büyüyorlarsa, şimdi de internet ile yalnız başlarına büyümek zorunda kalıyorlar. Çünkü sistem, ailelere çocuklarıyla ilgilenebileceği zamanı hala sağlayamıyor. Çocuklar internette kötü içerik okuyor diyorsanız eğer bunun sebebi internet değil, interneti kullanan bizleriz. Yazının başında dediğim gibi, internet bir araç. Bizler onu nasıl konumlarsak, nasıl istersek o hale getirebiliyoruz. Kalitesiz içerikleri, tehlikeli içerikleri bizler takip ediyoruz, bizler üretiyoruz ki internet sayesinde bu içerikler ön plana çıkıyor. Kalitesiz içerikleri tüm insanlık olarak alkışlarken, gerçekten kaliteli içeriklere sırtımızı çeviriyoruz ve çocuklarımız da bu kalitesiz ve tehlikeli içerikleri daha kolay görüntülemiş oluyorlar.

Sanki normal hayatlarımızda hepimiz çok elitiz, bilgiliyiz ve birbirimize saygılıyız da yalnızca internet üzerinde böyle değilmişiz gibi davranmak en büyük iki yüzlülüğümüz. Bizler zaten artık kötüleşen, zarar veren bir insanlık olmaya başladık. Bunu da internet üzerinde kolayca sergileyebiliyoruz ya da bu içeriklere daha kolay şekilde ulaaşabiliyoruz. Ve bunlar sergilendiği için, kolayca bu içerikleri gördüğümüz için suçu internette buluyoruz. Ama nedense, insanların neden bu kadar kötüye gittiğini, sistemin insanları hep kötü olmaya zorladığını konuşmuyoruz. Bunun yerine suçu internete atıp, koşarak oradan uzaklaşıyoruz. Asıl düzeltmemiz gereken yeri düzeltmeyi bırakın, düzeltilmesi gereken yeri tespit edemiyoruz bile.

Kendimi bildim bileli internet kullanıyorum. İnternet sayesinde şu an hayatımı sürdürebiliyorum. İşim tamamen internet üzerinden yapılan bir iş. Tek bir bilgisayar ile tüm Dünya’ya dokunabilecek kadar özgür hissediyorum kendimi. Oynadığım oyunlarda edindiğim yerli yabancı onlarca arkadaşım, internet sayesinde kendime katabildiğim binlerce farklı alanda fikir, eğlendiğim, boş zamanlarımı güzel geçirebildiğim yüzlerce içerik bulabiliyorum. İnterneti gerçekten kullandığınızda ya da kötü bir amacınız olmadığında internet’in aslında şu dönemde bir insana sunulmuş en büyük nimet olduğunu anlamanız çok zor olmamalı. Zamanında tek bir cümle bilgi için kilometrelerce yol kat eden insanlar yerine, en zor bilgiye bile en fazla 10 dakikalık kısa bir araştırmayla evimizden ulaşabiliyor olmamızın mucizesini küçümsüyor gibiyiz.

Yazıyı toparlamam gerekirse, internet yayıldıkça ya da internetteki kötü içerikler yüzünden kötü insanlar olmuyoruz. Zaten içinde kötülük olan insanlar, zaten bu tür şeylere meyilli olan insanlar kendilerini internet aracılığı ile gün yüzüne çıkarıyorlar. Onlar zaten oradalar, biz sadece onları internet yüzünden görüyoruz. İnternet olmasaydı da bu kötü olayların hepsi yaşanmaya devam edecekti. Ya da çocukların artık bu kadar donanımsız yetişmesi, onların internete olan merakından dolayı değil. İnternet olmasaydı da bu çocuklar, çevresindeki yetişkinlerin hayat savaşı vermelerinden dolayı zaten yalnız ve ilgisiz büyüyeceklerdi. Böyle büyümek yerine internete bağlı şekilde büyüyorlar sadece. İnternet’e bağlandıklarında da karşılarına çıkan tüm o psikolojik bozukluklara yol açan içeriklerin sebebi çocuklar değil, o içerikleri yapabilecek kadar kötü olan insanlar da ve bizim bu içeriklerin kötü olduğunu anlatamayacak kadar meşgul olduğumuz bu dünya düzeninde.