Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, yazılım sektörünün içinden bir proje yöneticisi


Güven evriminin gelişimi

Oyun Teorisi, üniversiteye başladığımdan beri ilgimi çeken, çok hoşuma giden bir teori. Bu teori ile ilk olarak ekonomi dersinde karşılaştım ve sadece ekonomi ile ilgili olduğunu düşünüyordum. Fakat birazcık araştırmaya başladığımda aslında hayatın her alanında belki de farketmeden uyguladığımız, yaşamın temelini oluşturan bir teori olduğunu gördüm. Tercihlerimizi, yaşayış tarzımızı, çevremizi ve yüzlerce kişisel davranışımızı oyun teorisinde aldığımız kararlara ve seçimlere göre geliştiriyoruz. Bu yüzden ekonomiyle ilgilenenlerden ziyade, yaşayan ve düşünen herkesin hakkında bilgisi olması gereken bir teori bu.

Kısaca oyun teorisi, seçimleri ve bu seçimlerin sonuçlarını temsil ediyor. Oyun teorisinde hedeflenen şey win-win durumu, yani karşı karşıya gelen iki tarafın da işten faydalı bir şekilde çıkmasını sağlayacak tercihi bulabilmek. Fakat insanoğlunun genetiği yüzünden bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Bugün karşıma çıkan ve hayatım boyunca en çok etkilendiğim oyunlardan birisi olan The Evolution of Trust ile oyun teorisi mükemmel şekilde anlatılmış. Oyuna geçmeden önce söyleyecek bir kaç fikrim var, sıkı durun.

Oyuna başlarken Birinci Dünya Savaşında ortaya çıkan Christmas Truce olayı ele alınıyor. Alman ve İngiliz askerlerinin kesinlikle ateşkes yapılmayacak emrine karşı gelerek birbirleriyle dostluk yaptıkları bir olay bu. Bu seçimlerine de “to live and let live” ismini koymuşlar. Oyun teorisinde bu seçimi ele alırsak aslında iki tarafın askerleri de hayatta kalmayı seçiyorlar. Yani kısacası, iki taraf içinde win-win durumu oluyor. Bu seçimin çalışmasının en büyük nedeni karşılıklı güven ortamı. İki tarafın birbirine olan güveni, sağlıklı bir barış ortamı sağlıyor. Peki tersini düşünelim, bir taraf barış isterken diğer taraf savaşmak isteseydi? Bu sefer bir tarafın askerleri bozguna uğrayacak, can kaybedecek ve savaşta yenileceklerdi. Bu oyun teorisinde yanlış seçim olarak gözükse de, bir tarafın askerleri için daha avantajlı. Ama peki uzun zamanda? Uzun zamanda bu seçime karşılık vermek isteyen, ilk başta barışı seçen askerler galip gelebilir mi? Oyun teorisinde win-win durumunu seçmeyen askerler aslında uzun vadede, yani savaşın genelinde kaybetmeyi seçmiş olabilirler. Bunun nasıl olacağını merak ediyorsanız uzun uzun bu yazıyı okumak yerine daha pratik bir şekilde The Evolution of Trust oyunundan öğrenebilirsiniz.

Oyun teorisinde aslında sabit ve genel tek bir kural var. Başkalarının sana nasıl davranmasını istiyorsan sen de öyle davran. Ancak sürekli daha fazlasını isteyen insanoğlu yüzünden, özellikle son zamanlarda bu cümle anlamını gittikçe yitiriyor. Anlamını yitirdiği içinde aslında kısa vadede hile yapmayı tercih eden taraf oyunu kazanmış gibi gözükse de, uzun vadede her iki tarafında sonunu getirecek bir seçim yapıyor. Çünkü ilk başta karşısına güvenen tarafı güvensizliğe alıştırıyor. Bu güvensizliğe alışan ve güvensizliği intikama çeviren taraf aynı şekilde saldırıya geçiyor. Bu süreç böyle devam ediyor ve günümüzde gördüğümüz, kimsenin kimseye güvenmediği, sevginin ve iyiliğin giderek yok olduğu bir ortam ortaya çıkıyor. Güven’in evrimi kısa bir süreç değil belki ama diğer evrimler gibi uzun bir sürece de sahip değil. Güvensizliği hisseden her insan, kültürünü ve yaşama şeklini bunun üstüne koyarak devam ediyor. Çevresini ve kendisini güvensizliğe alıştırıyor, bu yüzden de aslında bizi mahvedecek bir sürecin içinde hepimiz bu sürecin gelişmesine neden oluyoruz.

Oyun teorisinin bize anlattığı 3 temel kural var. Bunlardan ilki tekrarlanan etkileşimler. Güven ortamı, ilişkiyi ayakta tutuyor. Fakat burada güven ortamını sağlıklı bir şekilde geliştirmek için karşınızdakiyle olan ilişkinin bir çok kez olacağını bilmeniz gerekiyor. Örnek vermek gerekirse, bir kere göreceğinizi bildiğiniz bir kişi yerine birden fazla görüşeceğinizi bildiğiniz bir kişiyle aranızdaki güven ilişkisi birbirinden farklı olacaktır. Ne kadar fazla tekrar etkileşimde bulunursanız, ikiniz için o kadar sağlıklı bir güven ortamı ortaya çıkar. Diğeri ise en başından beri bahsettiğim win-win yani iki tarafında kazanması kuralı. Bana göre insanoğlunun uygulamakta güçlük çekeceği en zor kural bu. Çünkü bu kural oyunu oynayan iki tarafa bir büyüktür sıfır‘dan felsefesiyle hareket et diyor. Fakat insanoğlu maalesef yalnızca bir ile sınırlı kalmıyor, her zaman daha fazlasını istiyor. Bu yüzden ya bir taraf kaybediyor –kısa zamanda– ya da iki tarafında kaybettiği bir sonuç ortaya çıkıyor. Son olarak ise yanlış anlamaları gider kuralı var. Yukarıdaki oyunda bu olay çok güzel açıklanmış. Karşı tarafın ilk yaptığı yanlış seçim olmayabilir. Bu seçim bir kaza sonucu ortaya çıkmış ve siz bu kazayı hissedememiş olabilirsiniz. Bu yüzden karşınızdaki insanlara ikinci hata vermekten çekinmeyin, bu yanlış tercihin sebebini anlamaya çalışın. Bu seçiminiz uzun sürede size oyunu kazandıracaktır.

Konuyu toparlamak gerekirse, oyun teorisi hakkında yazılacak binlerce cümle, milyonlarca açıklama var. Her seçiminiz oyunun sonucunu etkiliyor. Oyun teorisi yukarıda bahsettiğim gibi basit çalışan bir sistem değil. Milyonlarca farklı etken söz konusu. İtibar, ortak değerler, sözleşmeler, kültürel belirleyiciler vb. Bu yüzden optimum sonucu yakalayabilmek ya da oyun teorisini anlayabilmek uzun ve çok okumaya dayanan bir süreç. Fakat yine de basit bir şekilde mantığını ve kuralını çözebilmeniz için bu oyun oldukça eğlenceli ve öğretici olacaktır.