23 Nisan 2020
Karalamalar

Atatürk’ü bilim ve eğitim ile anlamak

Ben Mustafa Kemal Atatürk ile büyüyen, O’nun sevgisini her zaman kalbinin en derinliklerinde büyüten ve O’nun izinde yürüyebilen Dünya üzerindeki şanslı insanlardan birisiyim. Girdiği her alandan başarıyla çıkabilmiş, kararlı, dik duruşlu ve iyi kalbinden hiç bir zaman ödün vermeyen Atatürk ile ilgili çok uzun zamandır yazı yazmak istiyordum. Bu isteğimi, en sevdiğim bayram olan 23 Nisan’da gerçekleştirebiliyorum. O’nu yazmaya, anlatmaya sayfalar yetmez fakat en sevdiğim yönü olan bilim ve eğitime bakış açısıyla yazmak istedim bu yazıyı.

1938 senesinden bu yana 82 sene geçti. Koskoca geçen 82 senenin ardından hala O’nun söylediği sözler, O’nun düşünceleri bize yol gösterici olabiliyor. O’nun 82 sene önce söylediği bir cümle, geleceğimizi şekillendirebiliyor. Dünya’nın gelmiş geçmiş en iyi lideri, başarılı bir komutan, başöğretmen, iyi bir arkadaş… Fakat hepsinden de önce iyi bir insan. Atatürk’ü sıfatlarla, kelimelerle anlatmak benim için her zaman imkansız olmuştur. O yüzden Atatürk’ü ezberlemek değil O’nun fikirlerini anlayabilmek, O’nun mantığını kavrayabilmek her zaman amacımdı.

Bir insan düşünün ki hayatının neredeyse tümünü cephede geçirmiş olsun. Bir toplumu yoktan var ederek, sadece insanlara kendi kararlılığının umudunu vererek bir ülkeyi kurtarabilmiş bir komutan. Ve kıran kırana geçen bu savaşlarda, düşman cephenin annelerine oğullarına sahip çıktığını söyleyecek kadar düşünceli birisi. Düşünemiyorum ki herhangi bir komutan, böylesine zorlu bir savaştan zafer ile ayrıldıktan sonra dönüp düşmanın annelerine üzülmemesini söylesin. Atatürk’ün belki de ilk olarak etkilendiğim hareketlerinden birisi olmuştu bu.

Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın bağrında bulunuyorsunuz. Huzur ve barış içinde uyuyun. Sizler mehmetçikler ile yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını bu savaşa gönderen analar, göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır.

Mustafa Kemal Atatürk
18 Mart 1934

Atatürk’ü elinin attığı her alandaki başarıları ile anlatmaya kalksak sanırım cilt cilt kitaplar yazmamız gerekir. Savaş hayatı, siyasi zekası, insanlığı… Bunların hangi birini anlatmaya kaç kitap yeter bilmiyorum. Bu yüzden ben, O’nun fikirlerini az da olsa anlayabilen birisi olarak, O’nun en sevdiğim yanını, bilime, eğitime ve bununla bağlantılı olarak çocuk sevgisiyle ilgili bir şeyler yamak istiyorum.

Yukarıda bahsettiğim gibi bir insan düşünün ki çıkıp belki de kazanılması en zor, imkansız savaşlarından birisini kazanıyor. Cephe’den dönüyor, tüm herkes ağzından çıkacak bir söze bakıyor. Cumhurbaşkanlığı mı? Hayatının sonuna kadar rahat etmek istiyorum mu? Padişah olmak mı? Ne isterse halk vermeye hazır. Fakat Atatürk yine bizi şaşırtan ama yine kendisine yakışacak hareketi yapıyor. Ben başöğretmenim diyor. Gelmiş geçmiş tüm insanları alın, Atatürk’ün yerine koyun. Sanırım bir kişi bile bu sözü söyleyemez. Düşünün, hayatınız cephede geçmiş, savaş alanında bulduğunuz savaş taktikleri kitaplara konu olacak bir komutansınız, ülkenin en saygın en sevilen ve en güvenilen adamısınız fakat çıkıp eğitim diyorsunuz. Böylesine bir vizyonu başka hiç bir kişide görmek mümkün değil.

Dinlenmek nedir bilmeyen birisi Atatürk. Seneler süren savaşlardan çıkıyor, devrim diyor. Latin alfabesine geçiş yapılıyor. Şu ülkede bir insan, hayatı boyunca bu ülkeye sadece latin alfabesine geçiş konusunda yol gösterici olsa, bu ülkenin unutulmazı olabilecek bir konuma gelirdi. Atatürk bunu, yıllarını cepheye vermiş, Cumhuriyeti kurmuş birisi olarak yapıyor. Büyülenmemek, nasıl olur bu diye sormamak elde değil gerçekten. Latin alfabesini bu ülkeye öğrettin, tamam diyoruz fakat Atatürk durmuyor. Geometri kitabı yazıyor. Şu anda kullandığımız tüm terimlerin bulunduğu o kitap. Paşam sen cephedeydin, savaş vardı? Bunları ne ara öğrendin? Bir dinlenmek istemez misin?

Eğitim vizyonundan asla vazgeçmiyor. Bunu her ortamda, her cümlesinde, elinin değdiği her yerde görebilirsiniz. Bilimin ve eğitimin insanlığa yol göstereceğinden son derece emin şekilde ilerliyor her zaman. Bir gün bilim ile benim sözlerim çelişirse, bilimi seçin diyor. Tek bir cümle ile bilimi ne kadar iyi anladığını, asıl amacının gerçekten bilim, vizyon ve eğitim olduğunu anlatabilecek başka bir cümle görmedim ben. Unutmayın, bu cümleler hayatını cephelerde geçirmiş, Dünya’nın sayılı komutanlarından birisinin ağzından çıkıyor. İsmini söylemeden bu cümleyi birisine okutsak ve kim bu kişi desek, bilim uğruna hayatını vermiş, bilimle yatıp kalkan bir bilim insanı derdi.

Eğitim ve bilimi bu kadar vurgulamasının altındaki en büyük sebeplerden birisi, içindeki o büyük çocuk sevgisi. Çocuklara olan güveni, inancı ve sevgisi o kadar büyük ki, o minik çocukların hepsinin kaliteli ve doğru bir gelecekleri olması için çabalamış gibi geliyor bana yaptıkları her zaman. Savaşları kazanması, eğitimin temellerini inşa etmesi, her zaman bilim ile kalın demesi bizlerin daha doğru, daha dürüst ve daha zeki insanlar olabilmesi için yapılmış.

Seneler önce yaptığı her şey, söylediği tüm sözler bugün bile geleceğe ışık tutacak nitelikte. Şu anda sadece Atatürk’ün sözlerinden ve fikirlerinden yola çıkarak hayatınızı tamamen buna adapte ettiğinizi düşünün. Başarılı olmama şansınız çok az. Bundan seneler önce, hala unutamadığım bir video izlemiştim Youtube’da. Ahmet Naç adında Türkiye’ye adından söz ettirmiş bir öğretmenin Sen Atatürk’sün, Senin Elin Kanar mı? başlıklı bir TEDx konuşması. Ahmet Öğretmen’in bu kadar ünlü olmasının tek sebebi öğrencilerine kaliteli bir eğitim vermesi ve öğrencilerini anlayabilmesi. Konuşmayı dinleyecek olursanız, kendisinin söylediği tek şey “Ben hiç bir şey yapmadım, bu adam seneler önce ne söylüyorsa aynısını yaptım“. Seneler geçmiş, söylediği şeyleri uygulamak bir öğretmeni O’nun ülkesinde en başarılı öğretmen yapıyor hala.

Bu Ahmet Öğretmen’in bir başarısı değil, bu bizim için bir toplum olarak Atatürk gibi bir değeri anlayamamamızın başarısızlığı. O’nun geleceği emanet eden kişiler olarak, O’nun fikirlerini uygulamayanları parmak ile işaret edeceğimize, binlerce öğretmen arasından belki sayıları 100’ü geçmeyecek öğretmen uyguluyor bu başarılı eğitim fikirlerini. Başka bir ülkenin öğretmenleri bile Atatürk’ün fikirlerine ve vizyonlarına sımsıkı sarılırken, biz O’nun kurduğu bu ülkede hala O’nu anlayamıyoruz.

O’nun çocuk sevgisini en güzel anlatan olay belki de 23 Nisan. Çocuklara hediye edilmiş başka bir bayram var mıdır bilmiyorum, fakat Atatürk’ten başka kimsenin böyle bir fikir aklına gelmeyeceğinden eminim. Yukarıda bahsettiğim gibi, nasıl ki eğitim ve bilimi çocuklar için yapmak istemişse, bir yandan onların çocukluğunu yaşamasını, o mutluluklarını yaşamasını da her zaman hedeflemiş. Bizler, Atatürk’ün çocukları olarak, O’nu anlayabilenler olarak, O’nun sayesinde mutluluklar yaşadık, hayatımızı daha anlamlı hale getirebildik. Düşünün, Dünya’nın her ülkesinden çocuklar kendi kültürlerini alıp, bu ülkenin çocuklarıyla kaynaşmak için Türkiye’ye geliyordu. Böylesine bir olayı, bir ülkenin çocuklarına yaşatabilmek herkesin yaşayabileceği bir mutluluk değildir.

Başta da dediğim gibi yazılabilecek çok şey var, hayatını sığdırabilecek ne bir kitap ne de O’nu anlatabilecek bir insan var. Bizler sadece elimizden geldiği kadar Atatürk’ü anlayabilelim yeter. 90-100 yaşına gelmiş yaşlılarımız, O’nu gördükleri 3 saniyeyi anlatırken bile gözyaşları içinde kalıyorlar. Böyle büyük bir insan, böyle güzel bir kalp bir daha bu Dünya’ya gelir mi bilinmez. Fakat biz var olduğumuz sürece, Atatürk’ün çocukları, Atatürk’ü anlayıp, fikirlerini kavradığı sürece, o bu Dünya’da varlığını sürdürmeye devam edecek. O bize geleceği emanet etmişti, O’nun emanetini son nefesimize kadar korumak, bu ülkedeki en büyük görevlerimizden biri.