Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, yazılım sektörünün içinden bir proje yöneticisi


Oyun

Yeni bir içerik serüveni

Daha önce yazmış olduğum içerik üretmek ile ilgili bir yazıyı okuyanlar içerik üretmeye olan saygımın ne kadar yüksek olduğunu bilirler. Ben internet üzerinde yaptığımız her şeyin bir türlü arşivlenmesi taraftarıyım. Hiç bir faydası olmasa bile gelecek yıllarda bu arşivlerinizi açıp sene sene, gün gün incelemek çok keyif veren bir durum.

Uzun süredir bu blogum üzerinde gerçekten çok emek veriyorum. Hem yazdığım yazılar ile ilgili, hem tasarım ve yazılımına uzun süreler ayırmak beni çok mutlu ediyor. Dediğim gibi bunu da ne daha fazla okunmak ne de popüler olmak gibi bir amaçla yapıyorum. Amacım belki aynı düşüncedeki insanlarla tanışıp, bir şeyler paylaşabilimek ya da bundan seneler sonrası için okuyabileceğim düşüncelerimden oluşan bir arşivim olması.

Okumaya devam et

Bir mazi oyunu: Pokemon Quest

90 neslinin küçüklüğü Pokemon ile geçti. Klişe olsa da, balkondan atlayan bir çocuk yüzünden tüm bu neslin Pokemon sevdası da sonsuza kadar yasaklanmıştı. Hiçbirimiz o hevesle takip ettiğimiz Pokemon’un sonunu izleyemeden bitirdik bu sevdayı. Tabii büyüyünce zamanında izlemediğimiz o sezonları koca koca adamlar olarak bitirdik, o içimizde kalan finali biraz geç de olsa izledik.

Bu gençliğin içinde ne kadar ukte kaldığını, Pokemon’a ne kadar bağlı olduğunu geçtiğimiz dönemlerde çıkan Pokemon Go oyunu ile gördük aslında. Oyun sadece ilk ayında 206 milyon dolarlık bir gelir elde etti. Oynayan kitle ise şu anın küçük çocukları değil, zamanın küçük şimdinin koca koca adamlarıydı. Hepimiz ellerimizde telefon sokak sokak gezerek küçüklüğümüzdeki hevesimizin tadını çıkartmıştık.

Okumaya devam et

E3’ün en güzeli: Last of Us Part II

Ben oyun dünyasını, özellikle tek kişilik hikaye oyunu oynayanları ikiye ayırıyorum. Last of Us oynamışlar ve oynamamışlar. Çünkü Last of Us gerçekten de oynamadığınız zaman çok şey kaybedeceğiniz oyunlardan birisi. Hikayesiyle, grafikleriyle, oyun motoruyla uzun süredir karşılaşmadığımız (God of War’ı tenzih ederim) oyunlardan birisiydi. Oyunu gerçekten oynayıp da, kendini kaptırmayan ya da oyuna kötü diyebilen bir kişiyi göremedim daha.

Çok kısa bir şekilde Last of Us’dan bahsetmem gerekirse; oyun belirli bir virüs yüzünden insanların zombimsi şekilde bir yaşam formuna geçmesini anlatıyor. Bu sırada ana karakterimiz Joel, kızını kaybediyor. Daha sonra hayat bir şekilde yollarını Ellie ile kesiştiriyor ve ikisinin aralarındaki ilişkiyi ve macerayı oynuyoruz. Oyunu anlatış tarzımın bu kadar baştan savma olmasının tek sebebi tek bir spoiler bile vermek istememem. Hatta oyunun gerçek hikayesini bile sizin keşfetmeniz gerekiyor. Çünkü bir aksiyon oyunu olarak satın aldığınız bu oyunun sonunda, Joel ve Ellie’nin ormanda yürürken aralarındaki konuşmalarını bile saatlerce izleyecek kadar romantikleşiyorsunuz.

Okumaya devam et