31 Ağustos sabahı Türkiye için en hüzünlü sabahlarından birisiydi. Türk Tiyatrosu’nun da ötesinde, Türk toplumunun en acı kayıplarından birisi Ferhan Şensoy. Sanata olan bakış açısı, bize kazandırdığı kitapları, oyunları ve vizyonuyla her zaman hayatımıza bir köşesinden dahil oldu. O’nun bu diyardan göçüp gitmesi, kendi deyişi ile bundan sonra artık neşeli meyhane‘de oturacak olması bizim hayatımızdan çıkacağı anlamına gelmiyor. Gittiğimiz her tiyatroda, okuduğumuz her kitapta, hayatlarımızdaki kötülüğe karşı direnişlerimizde her zaman bizimle olacak Ferhan Abi.

Yönetmenliğini Ruben Östlund‘un üstlendiği 2014 filmi olan Force Majeure‘u Başka Sinema’nın ön gösterimi sayesinde izleyebildim. Filmin başlığı, hikayesini özetliyor. Alplere tatile giden bir aile’nin fotoğrafları çekilerek başlanıyor filme. Filmin ismi hikayenin bu kısmıyla bağlantılı olduğu kadar, aslında hikayesini dinleyeceğimiz babanın da hayatıyla bir o kadar bağlantılı. kendisini tanıyamayan, kendisiyle hesaplaşamayan, sahip olmak istemediği duygularını yenemeyen, kısacası hayata karşı yabancı olan ve yavaş yavaş hayatı tanıyan, kendi bedeninde kendisini bir turist gibi hisseden bir babanın hikayesi.

Uzun zaman önce çıkmış olmasına rağmen anca izleyebildim. Bunun sebebi aslında Justice League’in gerçekten ama gerçekten kötü bir film olmasıydı. O kadar havaya girdikten sonra DC’nin üst üste yaptığı tüm kötü filmler azcık da olsa beni DC sinemasından uzaklaştırmaya başlamıştı ki, geç de olsa Zack Snyder’s Justice League ile tanışabildim. Tüm düşüncelerime geçmeden önce kısa bir özet geçmem gerekirse, Nolan‘ın Batman serisi nasıl ki çizgi roman filmlerine bir çağ atlatmışsa, bu filmdeki çizgi roman filmi vizyonu da gelecekteki tüm filmler için Nolan kadar olmasa da yarım çağ ileriye taşır diyebilirim.

Morgan Matthews ilk uzun metrajlı filmi olan X+Y ile bizlerle buluştu. Sosyalleşme sorunu olan matematik aşığı bir çocuğu konu alan bu filmi, IF Film Festivali‘nde izleme fırsatı bulabildim. Sanıyorum IF bu filmi bizlere izleme şansı tanımasaydı adından pek haberdar olamayacağım bir film olacaktı. Festival takvimime koymama rağmen bu filme gitmeyi istedim ve filmden çıktığım zaman takvime koymamanın ne kadar yanlış olduğunu anladım. Takvime koymama sebebim konusu artık klişeleşen matematikçilerin anlatıldığı filmden sıkılmış olmamdı. Fakat X+Y konusu ve konuyu işleyiş şekli ile büyük bir ters köşe yaptı.

Dardenne Kardeşler’in 2014 filmi One Night Two Days‘i sinemada izlemeyi çok istiyordum fakat bazı aksiliklerden ötürü izleyememiştim. Geçtiğimiz hafta filmi izledim ve sinemada izlemediğime gerçekten pişman oldum diyebilirim. Bu kadar başarılı ve aslında altında çok farklı konular yatan bir filme destek olamamak ve sinema ortamında izleyememek pek hoş bir duygu olmadı benim için.

Yönetmenliğini Ava Duvernay‘ın üstlendiği, 127 dakika süren, büyüleyici bir hikayeye sahip olan film Selma, yani Özgürlük Yürüyüşü. Film bittiği anda ilk olarak en iyi müzik ödülü hiç almış mı acaba sorusu geldi aklıma. Çünkü film, müzikleriyle sizi gerçekten çok etkiliyor. O kadar kaliteli bir parçanın heba olmasını istemiyorsunuz. Altın Küre’de En İyi Orjinal Müzik ödülünü aldığını, bir de Oscar’da aynı dalda adaylığı olduğunu gördüğümde hiç şaşırmadım. Bu müzik konusuna bu kadar hızlı giriş yapmama sebep olan Glory şarkısı. Bir yerlerden bulup dinlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.