Anıl Kıral

Geek duygular ile bezenmiş, yazılım sektörünün içinden bir proje yöneticisi


Jira’nın yeni çocuğu: Next-gen projects

Geçtiğimiz aylarda Jira yeni bir proje tipini yayınladı. Next-gen projects ismini verdiği bu proje türü aslında önceki proje türlerine benzese de ilk bakışta bana çok daha kullanışlı geldi. Zaten çıkış amacı da tamamen daha basit ve daha kolay bir kullanıma sahip olması. Bunun da hakkını sonuna kadar veriyor. Hem proje kurulumunda hem de proje yönetimi sırasında oldukça hızlı ve efektif şekilde ilerleyebiliyorsunuz.

Normal bir Jira projesi oluşturduğunuz zaman arka tarafta belirlemeniz gereken workflowlar, scheme’lar, issue içindeki özelleştirmeniz gereken alanlar gibi çok fazla düşünmeniz gereken değişken vardı. Bunları proje özelinde konfigüre etmek ve projenin ihtiyaçlarıyla eşleştirmek ise oldukça uzun zaman alıyordu. Ayrıca eğer bu değişkenlerden birisini projenin ortasında değiştirmeye kalkarsanız başınıza çok büyük belalar açabiliyordunuz. Next-gen ile neredeyse tüm bu sorunları ve karmaşıklığı ortadan kaldırmışlar.

Okumaya devam et

Mercury’nin Bohemian Rhapsody’si

Dünya tarihinin belirli kırılma noktaları vardır. Muhammed Ali’nin Joe Frazier’e karşı olan maçı, Ayrton Senna’nın San Marino Grand Prix’sinde hayatını kaybetmesi, Kasparov’un Karpov ile oynadığı satranç maçı ve hatta Steve Jobs’un iPod’u açıkladığı o efsanevi an. Müzik konusunda da bu anlar ile kıyaslayabileceğimiz bir kaç tarihten birisi var ki Queen‘in 1985 senesindeki yaklaşık 25 dakikalık Live Aid konseri.

İlk Queen’i dinlediğim zaman duyduğum en güzel yorumlardan birisiydi; eğer Freddie Mercury Yunan mitolojisinde yaşasaydı ses tanrısı olurdu. Ben çok büyük bir şans ile 90’larda Pink Floyd, Led Zeppelin, Elvis Presley, The Doors ve Jethro Tull ile büyüyebilmiş birisiyim. Hatta bir çok kişi için hayal olabilecek Ian Anderson’ın flüt performansını canlı gözlerle izleyebilmiş birisiyim.

Okumaya devam et

Süper insanları şimdi kim keşfedecek?

Stanley Martin Lieber, cameoların adamı ya da en bilindik ismiyle Stan Lee. Belki hepimizin çocukluğuna dokunan, koca koca adamları sinema salonunda çocuk yapan insan. Spiderman ile, Ironman ile, Hulk, Antman, Daredevil ile hepimizin hayatına ufak da dokunuş yapmış 1922 doğumlu Stan Lee 12 Kasım itibariyle hayatını kaybetti.

Benim için anlamı oldukça büyük aslında çünkü bir arkadaş ortamında oturup saatlerce çizgiroman dünyasından konuşabiliyorsak, bilim kurgudan konuşabiliyorsak sanırım bunun olmasındaki en büyük pay bu insandadır. En azından çocukluğumuzdaki Fox Kids‘de oynayan efsanevi Spiderman’i hayatımıza kazandırmıştır bir kere. Bu yüzden de aslında bir çok kişinin dediği gibi, geek dünyasını öksüz bırakıp giden adam olarak hatırlayacağım her zaman.

Okumaya devam et

Yeni bir içerik serüveni

Daha önce yazmış olduğum içerik üretmek ile ilgili bir yazıyı okuyanlar içerik üretmeye olan saygımın ne kadar yüksek olduğunu bilirler. Ben internet üzerinde yaptığımız her şeyin bir türlü arşivlenmesi taraftarıyım. Hiç bir faydası olmasa bile gelecek yıllarda bu arşivlerinizi açıp sene sene, gün gün incelemek çok keyif veren bir durum.

Uzun süredir bu blogum üzerinde gerçekten çok emek veriyorum. Hem yazdığım yazılar ile ilgili, hem tasarım ve yazılımına uzun süreler ayırmak beni çok mutlu ediyor. Dediğim gibi bunu da ne daha fazla okunmak ne de popüler olmak gibi bir amaçla yapıyorum. Amacım belki aynı düşüncedeki insanlarla tanışıp, bir şeyler paylaşabilimek ya da bundan seneler sonrası için okuyabileceğim düşüncelerimden oluşan bir arşivim olması.

Okumaya devam et

IKEA usulü internet

İnternet üzerinde içerik üretmek, internetin ilk icat edildiği zamandan beri süregelen bir aktivite. Zaten internetin bana göre asıl ve tek amacı tamamiyle içerik ve bilgi paylaşımı. Bu yüzden bu zamanlarda fazlasıyla süslenmiş sitelerin olabildiğince karşısında durmaya çalışıyorum. Çünkü gün geçtikçe internetin asıl amacını unutup başka noktalara odaklanıyoruz gibi geliyor.

Aslında bu süs ve renk bu kadar abartı olmadığı zamanlarda kullanıcılar için oldukça hoştu. Fakat süregelen zaman içerisinde tüm tasarımcı ve yazılımcılar üst üste tuğlalar koyarak sonunda neredeyse asıl içeriği gizleyen, bambaşka kanalları dolaşmadan istediğiniz içeriğe ulaşmanızı engelleyen bir yapı haline getirdiler interneti. Ben yeni interneti aynı IKEA’nın mağazalarına benzetiyorum. İstediğiniz şey bir adet bardak almak bile olsa o büyük yatak odalarını, hiç bir zaman işinize yaramayacak mutfakları gezmeden o bardağa ulaşamıyorsunuz.

Okumaya devam et

Bir başka seviye: The International 2018

Bu zamana kadar yapılan The International turnuvaları içerisinde en zevkli ve seviyesi en yüksek olan TI8’i geride bıraktık. Seviyenin bu kadar yüksek olması bir yana, içerisinde çok güzel süprizler vardı bizler için. Pick ekranından, kişisel oyuncu performanslarından, şampiyon olan takıma kadar beklemediğimiz bir çok şey ile karşılaştık. Bu da aslında takımların bu turnuvaya ne kadar sıkı çalıştıklarını kanıtlıyor.

Her ne kadar şampiyon olmasını pek istemesem de, OG sanırım bu şampiyonluğu sonuna kadar hak eden takımdı. Her maçlarında oynadıkları seviye üstü oyunlar ile, bu turnuvaya en aşağıdan gelerek şampiyonluğu aldılar. Tüm turnuva boyunca chat wheel ile spamlemeleri tüm izleyicileri sinirlendirmiş olsa da, dediğim gibi OG’nin şampiyon olması oyunları izleyen herkesi mutlu etmiştir diye düşünüyorum.

Okumaya devam et

İş yapmayı bilmeyenlerin ülkesi

Ülke olarak nasıl bu hale geldik sorusunun cevapları çok basit aslında. Bu cevapları verirken dönüp bir aynaya bakmamız yeterli olur. Ekonomiyi, siyaseti geri kalan her şeyi geçtim, bizim bu hale gelmemizdeki en büyük sorun iş yapmayı bilmememiz, tembelliğimiz. Bir işin nasıl yönetilmesi gerektiğini, nasıl bir operasyon yapılması gerektiğini her şeyden öte dürüstlüğümüzü unutmuş bir şekilde iş yapıyoruz. Gözümüz paradan başka hiç bir şeyi görmüyor, durum böyleyken bir de üzerine beceriksizliğimiz eklenince ortaya kötü bir ekonomi, birbirine hiç kimsenin güvenmediği bir iş ortamı inşa etmiş oluyoruz.

En basitinden e-ticaret sitelerini örnek alalım. Bana Türkiye üzerinde şikayetçi olmadan alışveriş yaptığınız tek bir e-ticaret sitesi söyleyebilir misiniz? Sanıyorum 100 kişiden yalnızca 2-3 taneniz söyleyebilir. Kiminle konuşsak şikayetçi olacağı yüzlerce farklı konu bulabiliriz. Bunun sebebi de çok basit. Sadece finansal tablo ile e-ticaret sitesi yönetilmez. İçinde ticaret geçen, daha da önemlisi internet kelimesi geçen bir sektörde -Türk halkı hala internete güvenmiyor- müşterinizi mutlu edemiyorsanız yok olmaya mahkumsunuz.

Okumaya devam et

1 2 3 5